Öfke sizin içinizde, size dair bir şeylerin yolunda gitmediğini gösterir. Size dair olanı bulup, keşfetmeli, ötesinden, berisinden bakmalı, tanımalı, anlamlandırmalı ve en nihayetinde de keşfettiklerinizi olağan bir kabulle bağrınıza basmalısınız. Içinizde bu süreci işlettiğiniz takdirde öfkeden eser kalmayacaktır.

Çoğunlukla bizi öfkelendiren bizim dışımızdaki insanlar ve durumlar gibi durur. Bu bir yere kadar doğrudur. Birisinin bir sözü ya da davranışı bizi kızdırmıştır. O, bizi kızdıracak şeyleri yapmasa sorun çözülecek diye düşünürüz.

Bu gibi durumlarda kızdığımız şeyleri karşımızdakine söylememiz önerilir. Ama bir türlü kelimeleri sakince bir araya getirip söyleyemeyeceğimizi hissedip konuşamayız. Içimizde öfke daha da büyür, kocaman olur. En sonunda ya da en başında öfkemizi patlatırız. Karşımızdakini suçlarız, patlayınca da bazen kendimizi suçlarız. Ancak öfke için bu yollar yol değildir.

Bir yandan da öfkemiz ve ifade etmemiz ile ilgili önerileri yapamadığımız için de kendimizi bir tuhaf hissederiz. Sanki, şu şu şekilde ifade etmelisiniz diye başlayan önerileri bizim dışımızdaki herkes uygulayabiliyormuş da bir biz yapamıyormuşuz gibi kendimizi sakil, beceriksiz hissederiz.

Öfkenizin asıl meselesi, kendinizde yeterli bulmadığınız bir yönünüz, korkularınız, kaygılarınız, mükemmeliyetçi duruşunuz, hatasız kul olma arzunuz, herkes tarafından sevilme, beğenilme, onaylanma ihtiyacınız… gibi şeyler olabilir.

Size dair olanı anlamlandırmanız öfkenizi dindirecektir. Ancak bundan sonra sizi kızdıran şeyleri rahatlıkla, yıkıcı olmadan, suçluluk hissetmeden ifade edebilirsiniz. Kelimeler ağzınızdan doğallıkla dökülüverir. Bir şeyi isteyip istemediğinizi sakince söyleyebilir, hayır diyebilir, sınırlarınızı çizebilirsiniz.

Kategoriler: Yetişkinlik